Doğal Yapısı

Ada genellikle granit ve granodiyorit ana kayasından oluşan kumlu topraklarla örtülüdür. Kum oranı oldukça yüksektir. Granit taşlar adanın yüzey dokusuna adeta serpilmiştir. Batı kısmında, geniş aluvyal kıyı ovası, doğu kısmında kısmen ağaçlıklı bir bölüm yer alır. Adanın köyleri burada kurulmuştur (Türkeli ve Yiğitler Köyleri). Ağaçlar az olan tarım kültürü ve yaygın olan bağcılık nedeniyle kesilmiştir ve Bağcılık çok gelişmiştir. Adanın büyük bölümü asmalarla doludur. Geri kalan alanlarda, bodur çalılar, dikenli ve otsu bitki toplulukları, beyaz kum zambakları ve diğer çiçekler adanın bitki örtüsünü oluşturur.

İklimi

Ada, Marmara'nın orta bölümünde yer almıştır. Bölge ikliminin özelliklerini taşımakla birlikte, Akdeniz ve Karadeniz ikliminin özelliklerini de yansıtır. Yaz aylarında sıcaklık ortalaması 30 derecenin üzerindedir. İki farklı iklim bölgesi ortasında yer aldığı için yazın kuzeyden esen kuvvetli rüzgarların etkisinde kalan köpüklü denize girmek, Avşa Adası'nın iklim özelliğinin en güzel yanıdır. Adayı güzelleştiren diğer önemli faktörlerden biri de Haziran ayından, Eylül ayının sonuna kadar, hatta Ekim ayında bile denize girilebilir olmasıdır.

Tarihçe

Plinius'un kitaplarında bulunmaktadır.
Toprak durumu bakımından hiç bir zaman zengin olamamış,
bağımsız bir idareye kavuşamamış olan ada, tarih içinde, çevresinde hakim olan kuvvetin arkasından gitmiştir.

Hristiyan din adamları için bir sürgün yeri olarak kullanılmış ve bütün Ortaçağ boyunca boş kalmıştır
. Şimdiye kadar hiç bir sistematik kazı yapılmamıştır.
Ancak adada, anakara Kapıdağ Yarımadası`ndan ayrılmadan önce bazı ilkel toplulukların
yaşadığı, avcılıkla geçindiği, anakara ile bağlantı kesilince yeni bir
yaşam biçimi geliştirdikleri, avcılığı azaltarak tarım, besicilik ve balıkçılıkla
geçindikleri bazı buluntular nedeniyle anlaşılmaktadır.

Son yıllarda Avşa kumsallarında bulunan çeşitli çakmaktaşı, kemik, vb. aletler, ağırsaklar
değirmen taşları, değişik baltalar adadaki yerleşimlerin yazılı kaynaklardan çok eskilere gittiği fikrini kuvvetlendirmektedir. Adanın tüm yüzeyi Neolitik - İlk Tunç
çağı - Kalkolitik - Hellenistik - Roma - Bizans - Osmanlı çanak-çömlek parçaları ile doludur. Bu yüzey buluntularından başka tüm çeşitli Roma kapları, mezar stelleri, amphoralar, yazılı kitabe parçaları, sunak, sütun gövde parçaları, Bizans mimari parçaları ev temellerinde veya herhangi bir şekilde bulunmaktadır.

Adanın kuzeyinde Çiftlik mevkiinde, tepede ve deniz kenarında, kumsalda, sıra halinde dizilmiş "kiremit mezarlar" rahatlıkla görülebilecek bir biçimde "in situ" durumunda, denizin sahili aşındırması sonucunda ortaya çıkmıştır. Ancak gün geçtikce kırılarak yok olmaktadırlar.

Kukuma Sırtı'nda, Osmanlı mezarlığının hemen üzerinde, büyük mermer levha örtülü bir Roma mezarı ve içindeki kemikler kırılarak ortadan kalkmıştır. Belediye binasının yapımı sırasında temel kazısında bulunan "İstanbul tipi steller" olarak isimlendirilen Roma stellerine benzer muhtemelen bir Trak Steli olan yarısı kırık parça muhafaza altına alınmıştır.

Bu da adanın çeşitli toplumlara ev sahipliği yaptığını gösteren önemli bir kanıttır. Bugün Erdek'te açık hava müzesinde teşhir edilen Roma sunağının üzeri girlant ve kurban tabakları, bukranyonlarla süslüdür. Bu "in situ" buluntu ilgisizlik nedeniyle götürülmüştür. Sunak adadaki Roma kültürünün ne kadar muhteşem olduğunu göstermesi bakımından çok önemlidir. Manastır Mevkii'nde, deniz içinde 4 metre derinlikte küpler (Pithoslar) içlerinde iskeletleri ile durmaktadır.

İlk Tunç Yortan Kültürü, Manastır Mevkii'nde çok yaygındır. Deniz içindeki küp mezarlar ve içlerinden çıkan adak eşyaları (Piksisler, kapaklar, ağırsaklar) dışında, Manastır'da açılan 4 metre derinlikteki bir kuyu içinde 8 adet Yortan testi ve maşrapaları "in situ" durumunda bulunmuştur. Manastır ve çevresinde Roma ve Bizans kültürlerinin kalıntıları çok fazladır.

Denizden çıkan altın diademler ve küpe parçaları da vardır. Örnekler sayılamayacak kadar çoktur. Buluntuların durumundan Marmara Denizi'nin en az 3-4 metre yükseldiği veya adayı 4 metre çökertecek şiddette bir yer sarsıntısının olduğunu kabul etmek gerekir. Manastır Mevkii'nde, ayrıca ismini Manastır Mevkii olarak da isimlendiren Manastır, 360 yıl önce inşaa edilmiştir.

40 oda veya hücreden oluşan Agios Georgios (Panagia-Meryem Ana) Manastırı ile şapel kalıntısı adanın tek eseridir. Bu kalıntı ilgisizlik ve taşranın muhtelif kullanılmasından dolayı çok kötü durumdadır. Pek yakın tarihlere kadar o çevrede oturanların verdikleri bilgilere göre freskler vardı. Maalesef bugün bu fresklerden hiçbirşey kalmamıştır. Gelecekte Manastır kalıntıları tamamen yok olma tehlikesi içindedir. Zira deniz de Manastır kıyılarını sürekli aşındırmaktadır. Halen bu kalıntıları gezmek ve görmek mümkündür. Bütün bu buluntular, adada Neolitik-Osmanlı devrinin sonuna kadar birçok kültürlerin yaşadığını göstermektedir. Bu bulgular ile ilk yazılı belgeler arasındaki boşluğu doldurmak icin adada sistematik şekilde kazıların yapılması gerekmektedir.